Bir ev dekorasyon planı, aslında tek bir kağıda sığabilecek kadar basit: odanın ölçüleri, ne kadar para harcayabileceğin, hangi problemi çözmek istediğin ve hangi sırayla ilerleyeceğin. Ben ilk evimde bu dört maddeyi atlayıp doğrudan mağazaya koştum; sonuç, salona sığmayan bir kanepe ve altı ay boyunca sırtına dayanamadığım bir suçluluk duygusu oldu. O yüzden şimdi hiçbir şeye dokunmadan önce iki hafta boyunca sadece bakıyor, ölçüyor ve not alıyorum. Bu bekleme süresi bana defalarca para kazandırdı.
Yeni taşındığım evde ilk yaptığım şey, bir hafta boyunca hiçbir şey almamak oldu. Sabah güneşin hangi odaya vurduğunu, akşam nerede oturmayı tercih ettiğimi, çantamı hangi köşeye bıraktığımı izledim. Çünkü dekorasyon dediğimiz şey, evi bir dergi sayfasına benzetmek değil; kendi alışkanlıklarına uygun hale getirmek.
Bu gözlem sırasında not defterime şunları yazdım: "Kapıdan girince ayakkabıyı yere atıyorum", "kanepede sağ tarafta oturuyorum, lamba solda", "mutfak tezgahının sol ucu hep boş kalıyor". Bu üç cümle bana bir vestiyer, bir yer değiştirmesi gereken abajur ve tezgahta kullanılabilir bir alan kazandırdı. Hiçbiri para gerektirmedi.
Ben iki kolon açıyorum: beni rahatsız eden şeyler ve sevdiğim şeyler. Rahatsız edenler bütçenin gideceği yer, sevdiklerim ise dokunmayacağım yer. Örneğin eski evimde parke rengini sevmiyordum ama kiracıydım, değiştiremezdim; bunu da "kabul ettiğim şeyler" diye üçüncü bir kolona yazdım. Neyi değiştiremeyeceğini bilmek, sonsuz Pinterest gezintilerinden kurtarıyor.
Bu, tecrübeyle öğrendiğim en pahalı ders. Şu ölçüleri bir kağıda ya da telefonunuzun notlarına kaydedin ve alışverişe her giderken yanınızda olsun:
Ölçüleri aldıktan sonra ben kağıt bantla yere şekil çiziyorum. Alacağım kanepenin boyutunu yere işaretliyorum, birkaç gün o alanın etrafından dolaşıyorum. Sıkıştığımı hissediyorsam boyu küçültüyorum. Bedava, geri dönüşü olan bir prova. Odaların boyutuna göre nasıl davranmak gerektiğini anlatan yazıda da benzer bir mantıkla ilerliyorum: küçük odada mobilya sayısını değil, mobilyanın yüksekliğini düşürmek daha çok işe yarıyor.
Bir odada iki mobilya arasında rahat geçebilmek için yaklaşık 60-70 cm boşluk bırakmam gerektiğini deneyerek öğrendim. Bundan azı, her akşam sehpaya çarpan bir ayak parmağı demek. Salonda oturma alanı kurarken de önce bu yolları çiziyor, sonra mobilyayı yerleştiriyorum.
Elimdeki parayı tek bir toplam olarak görmek beni her seferinde yanlış yere sürükledi. Şimdi kabaca böyle bölüyorum:
| Kalem | Yaklaşık pay | Neden |
|---|---|---|
| Büyük mobilya | Yarısı | Yıllarca kullanılacak, ucuzu pahalıya gelir |
| Aydınlatma | Beşte biri | Odanın havasını en hızlı değiştiren şey |
| Tekstil (perde, halı, kırlent) | Beşte biri | Mevsimlik değiştirilebilir, esnek |
| Aksesuar ve duvar | Kalan | En sona bırakılmalı |
Aydınlatmaya ayırdığım payı hiç kısmıyorum, çünkü tek bir tepe lambasıyla aydınlatılan oda ne yapsam güzel görünmüyor. Bütçe kısıtlıysa aksesuar kısmını tamamen erteliyorum; bütçe dostu fikirlerin çoğu da zaten aksesuarı satın almak yerine elde olanı yeniden kullanmaya dayanıyor.
Yaptığım en büyük hata, halıyı mobilyadan önce almaktı. Şu sırayla ilerlediğimde işler çok daha kolay yürüyor:
Renk kararını dördüncü sıraya koymamın nedeni var: paleti erken belirlemek, sonraki her alışverişte "bu buna uyar mı?" sorusunu ortadan kaldırıyor. Ben genelde bir nötr zemin, bir ara ton, bir de küçük dozda canlı renk seçiyorum. Renk kombinasyonları konusunu ayrı bir yazıda daha detaylı ele aldım ama planlama aşamasında tek yapmanız gereken, üç rengi telefonunuza kaydetmek.
Bütün evi aynı anda ele almak, hiçbir odayı bitirmemekle eşdeğer. Ben en çok zaman geçirdiğim odadan başlıyorum. İlk oda tamamlandığında elde ettiğin motivasyon, gerisini sürükleyip getiriyor. Mutfak, yatak odası ve banyo gibi işlevi baskın alanlarda ise dekorasyondan önce depolama sorununu çözmek gerekiyor; aksi halde güzel görünen ama tezgahı dolu bir mutfak kalıyor elinizde.
Tek oda için birkaç gün, tüm ev için bir-iki hafta bana