Kısa cevap: Estetik ile işlevliliği dengelemenin sırrı, bir eşyaya "güzel mi?" diye sormadan önce "burada ne işe yarayacak?" diye sormaktan geçiyor. Ben kendi evimde şu sırayı izliyorum: önce odada yaptığım işleri listeliyorum, sonra o işleri kolaylaştıracak eşyaları yerleştiriyorum, en sonunda dekoratif dokunuşları ekliyorum. Bu sıra tersine döndüğünde ortaya fotoğrafta hoş ama yaşarken yorucu bir ev çıkıyor. Fonksiyonel dekorasyon tam olarak bu dengenin adı: her parçanın hem bir görevi hem de görsel bir katkısı var.
İlk evimi döşerken salona bembeyaz, kolçaksız, çok şık bir koltuk aldım. Vitrindeyken kusursuzdu. Eve gelince fark ettim ki üzerinde kitap okurken sırtımı yaslayacak yer yok, kahve fincanını koyacak sehpa o yüksekliğe uymuyor, ilk lekede de günüm gitti. Yani sorun koltuğun çirkin olması değil, benim yaşama biçimimle konuşmamasıydı.
Bu tuzağa düşmemizin en büyük nedeni, dekorasyona görsellerle başlamak. Bir fotoğrafı beğeniyoruz ama o fotoğrafın arkasındaki hayatı bilmiyoruz. O evde çocuk var mı, kedi var mı, evde yemek yapılıyor mu, akşamları o masada çalışılıyor mu? Kendi cevaplarınızı yazmadan başkasının cevabını kopyalamak, hemen hemen her zaman geri dönüş ya da pişmanlıkla sonuçlanıyor.
Her odaya girip bir kâğıda o odada yaptığım işleri yazıyorum. Salon için benim listem şöyleydi: film izlemek, misafir ağırlamak, laptopla çalışmak, çamaşır katlamak. Dördü de yer, ışık ve yüzey istiyor. Bu listeyi çıkardığımda anladım ki bana ikinci bir küçük masa ve yönü değiştirilebilen bir lamba gerekiyordu; süs yastığı sayısını artırmak değil.
Listeyi yaptıktan sonra şu üç soruyu sorun:
Küçük evde yaşadığım için "tek işi olan" eşyalara yerim yok. Bu yüzden alışverişte hep iki işe yarayanı seçiyorum. İçi depolamalı puf, hem sehpa hem battaniye sandığı oluyor. Arkalıksız uzun bir bank, yemek masasının bir kenarında dört kişiyi ağırlıyor, boşken de duvara yaslanıp konsol gibi durabiliyor. Tekerlekli servis arabası, misafirde içecek taşıyor, normalde çalışma masamın yanında kırtasiye rafı oluyor.
Bu yaklaşımı mobilya düzenlemesiyle birleştirdiğinizde etki katlanıyor: yerini değiştirebildiğiniz hafif parçalar, sabit ve büyük parçaların etrafında esneklik yaratıyor. Ben tek bir kuralı hiç bozmuyorum: odada en fazla iki tane büyük ve ağır parça olsun, gerisi taşınabilir kalsın.
Depolama denince akla hemen kapaklı, hantal dolaplar geliyor. Oysa gizli depolama estetiği hiç yormuyor. Yatak altı çekmeceleri, kapı arkası askıları, banyoda ayna arkası niş, mutfakta çekmece içi ayırıcılar... Bunların hiçbiri görünmüyor ama hepsi yüzeyleri boşaltıyor. Ve gözle görülür dağınıklığın büyük kısmı, yüzeylerde birikenlerden oluşuyor.
Açık raf kullanıyorsanız da bir oranı tutmaya çalışın: rafın kabaca üçte biri boş kalsın, kalanın yarısı işlevli (kitap, kavanoz, sepet), yarısı dekoratif olsun. Ben bu oranı bozduğum her seferinde raf "vitrin" hissi vermeye başladı ve tozla uğraşmaktan yoruldum.
Aydınlatmayı yalnızca atmosfer meselesi sanmak en yaygın hata. Bir odada tek bir tepe lambası varsa, o odada ne rahat okuyabilirsiniz ne de doğru dürüst yemek hazırlayabilirsiniz. Ben her odada üç katman kuruyorum: genel ışık, iş ışığı (okuma, tezgâh, ayna) ve yumuşak vurgu ışığı. Aydınlatmanın dekorasyondaki rolünü ciddiye aldığımdan beri akşamları evde geçirdiğim vakit gerçekten değişti.
Renk seçiminde de işlev var: koridor ve mutfak gibi çok temizlenen yüzeylerde silinebilir, orta tonlu renkler beni kurtardı; kirin belli olmadığı ama karanlık hissi vermeyen tonlar. Tekstilde ise yıkanabilirlik birinci kriterim. Kılıfı çıkan yastık, makinede yıkanabilen halı, kısa tüylü kumaş... Dokulu ve tekstil kullanımı evi sıcak gösterir, ama bakımı zor kumaşlar birkaç ay sonra evi eskimiş gösterir.
Bu dengeyi yakalamak için para değil sıralama gerekiyor. Bütçe dostu dekorasyon fikirlerinde de aynı mantık işliyor: önce günlük hayatı zorlaştıran tek şeyi çözün. Benim evde ilk harcamam bir tabure değil, girişteki askı ve küçük bir sepet oldu; çünkü dağınıklığın kaynağı kapıydı. İkinci harcama okuma lambası, üçüncüsü halıydı. Süs eşyaları en sona kaldı ve dürüst olmak gerekirse, ilk üçü tamamlandığında evin süse ihtiyacı da azaldı.